_
 
 ermeni.html

[[ Efrasiyap Gemalmaz'ın Sayfası
]  
[ Özgeçmiş ]   [ Yayınlar
]  
[ Dilbilimi
]

GEÇMİŞTE 'KENDİNİ BİLMEZ' BAZI ERMENİLERİ TÜRKLERE 
DÜŞMAN ETTİLER.
ŞİMDİ DE TÜRKLERİ ERMENİLERE DÜŞMAN ETMEK İÇİN Mİ
 UGRAŞIYORLAR?

En büyük dogal afetlerin insanlıga verdigi acılar, savaşların 
verdigi acıların yanında hiç kalır. Dogal afetlerde ölenler ölür, hayatta 
kalanlara da az çok yardım elleri ulaşır. "Elle gelen dügün bayramdır." 
derler. İnananlar için dogal afet Allah'ın bir yazgısıdır. "Allah sabredenlerle 
beraberdir." denilip buna  katlanılmaya çalışılır. Savaşta ise yine 
ölenler ölür, ancak asıl felaketi hayatta kalanlar yaşar. Savaş felaketinin
 görünür sebebi, gözünü kan bürümüş bazı siyasilerin, yani üst düzeydeki 
bazı ayrıcalıklı yöneticilerin merhametsiz kaprislerini gerçekleştirme 
tutkularıdır. Felaket, çok kere, bu siyasilerden çok, bunların yönetimindeki 
savunmasız zavallı insanları etkiler. Savaş felaketine ugrayanlar, ya savaş 
bölgesinin dışına kaçmak için yollara düşer, hicret ederler ya da savaştıranlar 
tarafından güvenlik gerekçesiyle uygulanan tehcirlere maruz kalırlar. Çok 
kere hicret edenlerin durumu, tehcire maruz kalanlarınkinden çok daha zordur.
 Hicret edenlerin öleninin, kalanının hesabını kimse tutmaz, tutamaz da;
 tutmak zorunda da degildir. Kaç kişi gitmiştir; kaç kişi savaş sonrası 
yerine yurduna dönmüştür, dönebilmiştir? Dönmeyenler, dönemeyenler ne olmuştur?
 Allah bilir. Misal mi istiyorsunuz; işte misal: Annemin ailesi, 1. Dünya 
Harbi yıllarında hicret edenlerdendir. Annem anlatırdı; aile büyüklerinin,
 daha güvenli bir yer olacagını düşündükleri Tokat'a kadar, bin bir güçlükle 
ancak gidebilmişler; açlık, sefalet, verem, tifo, tifüs gibi salgınlar 
anlatılacak gibi degil. Annesi, yani anneannem, Tokat'ta ya da oralarda
 bir yerlerde sıkıntılar ve acılar içinde ölmüş; mezarı bile belli degil. 
Küçük yaştaki kızıyla Erzurum'a zar zor dönebilen, annemin babası dedem
 yeniden evlenmiş... Ben şimdi yazmasaydım; diger birçokları gibi, bu hicret
 olayı da unutulup gidecekti. Bu bakımdan tehcire maruz kalanların durumu
 hicret edenlere göre kötünün iyisidir. Bir kere, güvenlik gerekçesiyle,
 tehcir edilenlerin hepsinin, tehcir etmekle görevlendirilenler tarafından 
kayıtları tutulur. Tehcir etmekle görevlendirilenler, tehcir ettikleri 
kimseleri, yine güvenlik gerekçesiyle, ister istemez canları pahasına da
 olsa dış saldırılara karşı korumak zorundadırlar. Tehcir edilenlerin yiyecek,
 giyecek, barınma ve saglık ihtiyaçlarının tehcir edenler tarafından saglanması
 gerektigi gibi, ayrıca yol boyunca her olayın da görevlilerce kayda alınması 
gerekir. Hicret edenler, acı anılarını, imkan bulurlarsa sözlü, az da olsa
 bazen yazılı olarak anlatmakla yetinmek zorundadırlar. Tehcire maruz kalanlar 
da acı anılarını, hicret edenler gibi sözlü ve bazen yazılı olarak anlatırlar.
 Ama en önemlisi, hicret edenler hakkında hemen hiç belge bulundurmayan
 arşivler, tehcire maruz kalanlarla ilgili resmi ya da gayri resmi çok sayıda
 ciddiye alınması gereken belge bulundururlar.


.....


Artık babamdan çok, babamın babası dedemi düşünür oldum.
 Babam anlatmıştı; babamın anlatışına göre, babasının adı Süleyman'dı, amcasının
 adı Refik. İkisinin de düşmanları vy kimseye düşmanlıkları olmadıgı için
 silah namına bir şeyleri de yoktu; insan adamlardı; kimseye bir kötülükleri
 olmadıgına göre, kimsenin de kendilerine bir kötülügünün olabilecegini 
düşünmezler; yürürken arkalarına bakmak ihtiyacı duymazlardı... Kendilerini 
müdafaa edecek halleri bulunmayan babasını da, amcasını da, Ermeni komitacıları,
 Mumcu mahallesindeki evlerinden zorla götürüp, daha sonra geri dönmediklerine 
göre, bilmedikleri bir yerde bir şekilde katletmiş olmalıydılar. Babamın 
da aralarında bulundugu çocuklar ve "bibi" dedikleri halaları, diger bazı
 kurtulan vatandaşlar gibi, sagda solda, tandır ocaklarında, ahırlarda,
 samanlıklarda, kırda bayırda gizlenerek komitacıların eline düşmekten kurtulmuşlar;
 hayatta kalmayı başarmışlardı. Ermeni çeteleri çekildikten sonra, babam
 ve halası, birlikte, binlerce [-babam bir çocuk olarak abartmış da olabilir: 
belki yüzlerce vy onlarca-] katledilen arasında babasının ve amcasının
 cesetlerini aramışlarsa da bulmaları mümkün olmamış... Yine babamın anlattıgına 
göre, halka oldukça iyi davranan, hatta her ne alırsa parasını veren Rus
 askerleri gitmiş; arkasından, Erzurum, Ermeni çeteleri tarafından bir kan
 gölüne dönüştürülmüştü. Zalimler, genç ihtiyar, çoluk çocuk demeden kimini
 vurmuş, kimini bogazlamış, kimini de samanlıklara, camilere doldurup diri
diri yakmışlardı. Devlet yoktu; "ana baba günü" dedikleri buydu... Birinci
 Cihan Harbi öncesinde ve yıllarında, İngilizler, [-bunu
 ben ekliyorum: belki bugün parlamentolarında soykırım kararları aldıran
 başkaları da-] bazı Ermeni gençlerini, "Eger Müslümanları katledip
 ekalliyet (azınlık) olmaktan ekseriyet (çogunluk) olma haline geçerseniz,
 biz de arkanızdayız, bize güvenin, yardımcı olur, size de bir devlet[cik]
 kurma hakkını veririz. Kendi devletiniz olur; biz de yardım ederiz; gül 
gibi yaşarsınız. Bin senede Osmanlı'nın veremedigini birkaç senede alırsınız.
 [-bunu ben ekliyorum: seksen küsur yılda ne olduklarını
 gördük-]" diyerek  kandırmışlar. Bunlar da bunlara inanıp 
insan olduklarını unutmuşlar; zıvanadan çıkıp; fırkalar (partiler),
 çeteler kurup teşkilatlanmışlar. Köylere kasabalara saldırmaya başlamışlar.
 Sonunda da bu vahşet zuhur etmiş (bu vahşilik ortaya çıkmış)...


Neden dikkate alınmaz, bilemiyorum. Büyüklerimizden duydugumuza 
göre, o günlerde Devletin adı var kendi yoktur. Memleket yer yer işgal
 altında. şehirlerde, kasabalarda kana susamış Ermeni, Rum komitacıları
 yerli halkı kırıp ekseriyet olma peşinde ne bulursa yakıp yıkıp yok ediyorlar;
 daglarda gözü dönmüş Kürt eşkıya çeteleri soygun peşinde kime rastlarsa
 soyup sogana çevirip direnenlerin canına kast ediyor; yollarda, hem canını
 kurtarmak için hicret edenlerin kafilelerine, hem daha güvenli yerlere
 götürülmek için tehcir edilenlerin kafilelerine saldırıyorlar; kimin kiminle 
ugraştıgı belli degil... Olaylar, İkinci Dünya Harbi öncesi Almanya'sında
 oldugu gibi savaş öncesi başlamış, savaş boyunca sürmüş olsa, belki planlı 
bir soykırımı akla getirebilecek sebepler düşünülebilir. Ama olaylar, savaş
 sonrası; ülkesi gasp edilmiş, fertleri kendi canlarını ve yurtlarını kurtarma 
derdine düşmüş bir milletin, ne sebeple ve nasıl olup da çektigi acıları 
unutup bir de bir soykırım yapmaya kalkmasını akıl almıyor.


......



 

Karşılıklı soykırım 
iddiaları, kan davası ve terör teşvikleri, insanlar arasındaki dostlugun 
ve barışın kurulmasını baltalamaktan başka ne işe yarar?! Parlamentolarından
 soykırım kanunları çıkaran siyasiler, insanlıga, Dünya barışına nasıl bir 
hizmette bulunduklarını sanıyorlar acaba?!... Acaba, bunlar, "Türkler Ermenilere soykırım uyguladı." diyerek Ermenilerin, Türklere sonsuza kadar düşman 
olmasını pekiştirirken; ifade özgürlüklerine konulan yasakları da gerekçe
 göstererek başka türlü kendisini ifade etme imkanları arayan, devletlerinden
 umudunu kesmiş, agır tahrik altındaki bazı 'kendini bilmez' Türklerin 
de bir gün ortaya çıkıp "Ermeniler de Türklere soykırım uygulamışlardır.
 O halde, Türkler de Ermenilerin sonsuza kadar düşmanı olmalıdır; düşmanıdır 
da. Soykırım öyle degil, böyle uygulanır. Alın işte." diyerek Ermeni diye
 belledikleri masum insanlara saldırmaya; onları yok etmeye; yerlerinden 
yurtlarından, işlerinden güçlerinden uzaklaştırmaya kalkmalarını nasıl
 önlemeyi düşünüyorlar?! Yoksa, düşünmüyorlar da, böyle mi olmasını istiyorlar?!
 Bu sorularıma makul ve mantıklı cevap verebilecek biri çıkar mı bir gün
 bilmiyorum.






.....

Çocuklugumda bize düşmanlık ögretilmedi. Dogrusu, biz 
de çocuklarımıza düşmanlık ögretmedik. Bazen düşünüyorum; yanlış mı yapıldı;
 yanlış mı yaptık? Babam yukarıda degindigim olayları ve benzerlerini anlatırken,
 hep derdi: "Türk de, Kürt de, Ermeni de, ötekiler de insan soyundandır.
 Hepsi Allah'ın kuludur. Asıl olan insan oldugunu bilmek; insan olmanın
 şuurunda olmaktır; gerisi lafügüzaftır (boş sözdür). şu milletten, bu milletten
 olmak elimizde degildir; insan milletinin içine dogar [-bunu 
ben ekliyorum: Babamın bu görüşüne tam katılamıyorum; bence insan hangi
 millettenim derse o millettendir; bir milletten olmak bir partinin, bir 
kulübün taraftarı, bir kooperatifin üyesi olmak gibi bir şey. İnsan bir
milletin içine dogar; bu dogru; ama bu milletin bir bireyi olarak kalamayabilir;
 olaylar gösteriyor ki, bu da dogru.-]. Kimi adam olur, kimi 
cudam. Her milletin oldugu gibi, Ermeni'nin de iyisi de, yani adam olanı
 da vardı; kötüsü de. Hatta iyisi, adam olanı kötüsünden çoktu; iyi olanları,
 çalışkan insanlardı; malumat sahibi, bilmiş insanlardı; sanatkar insanlardı.
 Aramıza düşmanlık tohumları ekilmeden önce, dostluklarımız da, komşuluklarımız 
da, iyiydi. Birbirimizle iyi kötü her halimizi paylaşırdık. Karşılıklı
 birbirimize sevgimiz, saygımız vardı; kimse kimseyi hor görmez; kimse kimsenin
 dinine, örfüne, adetine, yedigine, içtigine, giyimine, kuşamına karışmazdı
 [-bunu ben ekliyorum: Her halde gerçek laiklik
 de bu olsa gerek-]. Dünyanın birçok yerlerinde din, mezhep mücadeleri,
 savaşlar, katliamlar sürüp giderken, buralarda, bin yıl, bir arada nizasız 
yaşamak; dile kolay... Ama kötüler, iyileri de, iyilikleri de silip süpürdü.
 Yazık oldu... Hülasa, her Ermeni kötü degildir; her Ermeni de
 babamı öldüren Ermeni degildir. Ölüm Allah'ın emridir. Her canlı, vakti,
 saati tamam olunca ölümün tadına bakar, bakacaktır. Allah, degil kasıtlı, 
kazara bile olsa, bir insanı, bir başka canlının, bilhassa bir insanın
 ölümüne alet etmesin. Sebep ne olursa olsun, katil olmak zordur; Allah
 kimseyi katil etmesin. Her şeyin bedeli ödenir; canın bedeli ödenmez; ödenemez. 
Hırsız bile, Allah nasip ederse, çaldıgı malı sahibine geri verir; özür
 diler; helallik alır; belki günahlarından bile kurtulur. Öldüren kimden 
helallik alacak; nasıl kurtulacak?! Sorarım... Ahrette herkes hesabını
 Allah'a verecektir; ölen de, öldüren de. Bu Dünya bu hesabın görülecegi
 yer degil, hulasayı kelam (sözün özeti). Kuran'da "Bir insanı öldüren
 bütün insanları öldürmüş gibi olur." buyurulmuştur. şeriat "Canı Allah
 verir; Allah alır..." diye buyuruyor. Bu hükmü nakzetmek (bozmak) mümkün
 degildir. Sakın, ola ki, ugradıgınız bir kötülügün intikamını almak için
 bile, bir kimsenin canına, ırzına, malına kast edesiniz! İntikam hissi
 en kötü, en pis histir; insanın ruhunu karartır; insanı "[-yanlış hatırlamıyorsam-]
 'esfelesafilin' yani 'alçakların en alçagı'" yapar. Kindar olmayın! Aksi
 halde kendi cehenneminizi kendi ellerinizle tutuşturur; o cehennemin oduna
 (ateşine) odun taşımış olursunuz... Kanı kanla degil; kanı temiz suyla yıkarlar."

...


Biz bu ögütlerle büyüdük; çocuklarımızı da bu ögütlerle 
büyütmeye çalıştık. Şimdi görüyoruz ki, gelişmişliklerine imrendigimiz
 birçok ülkenin parlamentoları, Geçmişin küllerini deşeleyerek Ermenilerin
 Türklerin düşmanı olması ve Türklerden intikam alması gerektigi dogrultusunda 
siyasi kararlar almakta; demokrasiden ve hukuktan ne anlıyorlarsa, bu kararları
 eleştirmeyi bile suç saymak ilkelligini sergilemekte; eskiden oldugu gibi,
 bugün de Ermeniler arasında Türklere düşmanlıgı körüklemektedirler. Acaba,
 bu durumda, bizim de babalarımızın insancıl ögütlerini bir kenara iterek; 
çocuklarımıza ve özellikle torunlarımıza "Biz babalarımızın ögütlerine
 uyup bir yanlış yaptık. Size düşmanlık degil "yurtta ve dünyada barış" 
ögütledik. "İnsanları, Dünyayı sevin; barış için çalışın." dedik. Ancak,
 yanılmışız; Dünya, umdugumuz gibi gelişmiyor; demokrasi, laiklik, hukukun
 üstünlügü, insan hakları, örnek almaya çalıştıgımız Batı toplumlarının 
palavraları; bizim gerçeklerimiz; bunlar bize bizim için gerekli. Bilmiyorduk, 
ögrendik. Bilmiyordunuz; şimdi siz de ögrenin: Bize hareket ve hayat hakkı
 tanımayana "düşman" denir. Bizim şimdi tek düşmanınız var: Ermeniler; kendilerine 
Ermeni diyenler / denilenler [yarın başkaları da olabilir] ve bir de onlara
 arka çıkanlar. Görüyorsunuz; bunlar bizim için insanca duygular taşımıyorlar. 
Bize hareket ve hayat hakkı tanımak istemiyorlar. Bundan böyle biz de bunlar
 için insanca duygularımızı bir yana bırakıp bunları düşman sayalım. Yine 
de; yaratandan ötürü yaratılmışları hoş görmeyi emreden imanımız, saldırgan 
olmamızı, insanlara, Dünyaya zarar vermemizi de dogru bulmaz, zaten saldırgan
 olmamıza da gerek yok; bunların zararına olan, her şeyi yapalım da demiyorum,
 her şeyi yapanların yaptıklarına sadece göz yumalım bu kadar. Kışkırttıkları 
terör bizim canımızı yakarken bize acımıyorlar, zaten. Biz de bagrımıza 
taş basıp bunların canı yanarken bunlara acımamaya alışalım, artık. Bu 
kadarı bile durumdan ders almaları için belki yetişir." dememiz gerekmiyor mu?


01 Kasım 2005

Efrasiyap GEMALMAZ

...

.......



................

20 Ocak 2007

Dün gazeteci-yazar bir Türkiye sevdalısı Türkiyeli Hırant
 Dink'i vurdular;

Birileri Türklere bir kere daha "katil" diyebilsin diye.

En ortak yanımızdı insan olmak, Türkiye sevdalısı Türkiyeli
 olmak.

"Rahat uyu." diyecegim ama, rahat uyunabilecek hal bırakan
 var mı!...

...

Türkiye'yi götürmek istedikleri yere dogru sürüklüyorlar.

Türkiye'de de yine yeni Kendini bilmezler boy 
göstermeye başladı.

"KORKTUGUMA UGRADIM!"
desem yeridir.
Allah yardımcımız olsun; ayrıca bizlere akıl ve sabır
 versin.





"BEN;
  ne Hırant'ım,
  ne Dink'im,
  ne ermeniyim,
  ne de başka bir şeyim...

  ben önce İNSAN'ım !
  Türk'üm,
  ve Müslüman'ım !

  ..
  canı veren de alan da yaradandır.
  bu tür olayları, üzerimizde
 oynanan oyunları, provakatörleri, hainleri
 
şiddetle kınıyorum !

  gülseren bağlar"


===============


bu güzel dizelerinizi okudum ve düşündüm:


============================================


ve

ben de

önce insanım elbet de

insan olmayı hem nasıl severim bir bilseniz

...


sonra dünyalıyım haa

dünyayı da severim hani çoook

dünya'da türkiyeliyim

başka bir ülkeyi de sevebilirdim ama

nedense en çok sevdigim ülke türkiye'dir

başka bir ülkede dikili bir agacım yok

bu ülkede iyi kötü birkaç tane var

belki bundan olabilir

...


en iyi bildigim dil ölçünlü türkiye türkçesi
kısaca türkiyelice'dir

"türkiyelice" adını ben koydum sanıyorum

kimse kullanmak zorunda degil

en çok bu dille düşündüm

en çok bu dille konuştum

en çok bu dilde yazdım

bu satırları da bu dilde yazıyorum

...


türkiye'de erzurumluyum

her halde erzurum'da dogmuş olduguma inanıp

orada büyüdügüm

özellikle erzurum nufusuna kayıtlı oldugum için


bir de atatürk üniversiteliyim

atatürk üniversitesi'nin fen-edebiyat fakültesi'ndenim

fen-edebiyat fakültesi'nin türk dili ve edebiyatı bölümü'ndenim

orada ögretim üyesiydim

şimdi atatürk üniversitesi'nden emekliyim


bu söylediklerimin hepsi kesin
bunların hepsini belgeleyebilirim


ancak belgeleyemeyeceklerim de var
duyduklarım ve inandıklarım


anam babam

önce bana

anam babam

sonra da türk ve müslüman olduklarını söylerdiler

çok şükür

kimseye düşmanlık ögretmediler

yüregimin bir yerine bir kin tohumcugu olsun ekmediler

ve söyledikleri

ve ögrettikleri gibi de yaşadılar

onlar da gelmişlerdi

bir hayli zaman oldu ki gittiler

başka bir şey de olabilirlerdi

başka bir şey olduklarını da söyleyebilirlerdi

söylemediler

ben de sormadım

nedense sormaya da gerek duymadım

onlar gibi mi olmalıydım

ne kadar olabilirdim

insan bir başkası olabilir mi

bu

anası babası kadar

en yakınlarından biri olsa bile

...

onların analarının ve babalarının kendilerine kendilerinin
 ne olduklarını söylediklerini de bilmiyorum

babamın ne anasını ne de babasını gördüm

ben gelmeden ikisi de gitmiş ya da gönderilmişlerdi öbür
 dünya'ya

ne fark eder

anamın de sadece babasını gördüm

ona da ne oldugunu sormadım

sormadıgım için pişman da degilim

o şu ya da bu olsaydı

ben de şu ya da bu mu olmalıydım

ben benim

başka ne olabilirim

başka bir şey olmama gerek var mı

sözde olduktan sonra

kendi anlımın teriyle olmadıktan sonra

...


aklım elverdigince her türlü din ve düşünceyle 
ilgilenirim

ögretmek icin olsa bile

ögrenmek için hiçbir yasagım olmadı

"kitabımukaddes"'i de okudum

hitler'in "kavgam"ı da

barışı savaşa yeglerim

ödlek adamın tekiyim

dünyalara bedel olmak gibi bir iddiam yok

nasıl olsa bir gün ölüme yenilecegimi bilirim

kimsenin dümanı olmadım

herkesin dostu olmak isterim


ulaşabildigim kur'an meallerinden cıkarıp kavrayabildigim 
kadarıyla müslümanım

müslüman kalmaya çabalıyorum

bu sebeple

allah tarafından insan olarak yaratıldıgıma inanırım

insan olarak kendime koydugum yasaklarım vardır

bunları gizlemem

adem'le havva'nın torunuyum

itten kurttan ayıdan maymundan ... geldiklerine inananlara
da sonsuz saygı duyarım

ben nasıl böyle inanıyorsam

herkesin de en dogal hakkı degil mi başka türlü inanmak

kimseye konulmuş yasagım yoktur


inandıgıma göre

sadece canı degil

her şeyi

veren de allah alan da allah

yalnız allah'tan iyilik diler

yalnız allah'a egilirim

her şey ve her kes gibi dönüşüm onadır

böyle bilirim

"allah'ın takdiri bu

beni böyle yaratmış

herkesin dini kendine

bu da benim dinimdir" der

halime şükreder


bir de

allah bilir ki

türk olmaktan çok

türkiyeli olmaktan mutluyum


başta türkiyeliler olmak üzere

bütün insanlık için

"allah bu günlerimizi aratmasın" diye dua ederim


...


01 şubat 2007
efrasiyap gemalmaz

efrasiyap2@yahoo.com



 Hürriyet - 12.Nisan.2009, Pazar – Soner YALÇIN ; Mesih Wilson kimdir?

Başkan Obama General Harbord adını hiç duydunuz mu?

TARİH: 1 Ağustos 1919.

ABD Başkanı Wilson, General James G. Harbord (1866-1947) başkanlığındaki bir heyeti, Ermeni katliamı ve "Ermenistan" mandası konusunda inceleme yapması için görevlendirdi.

General Harbord başkanlığındaki heyet, Washington gemisiyle İstanbul'a geldi. Ardından Batum üzerinden Ermenistan'a geçti. Ermenistan'da Katolikos'u ve 5. Kevork'u ziyaret etti. Buradan Anadolu'ya geçti; Van'ı, Bitlis'i gördü. Burada 1915 katliamına tanıklık etmiş kişilerle görüştü.

General Harbord 16 Ekim dönüş yolunda gemide raporunu kaleme aldı.

Rapora göre:

            Türkler; vakur.

            Kürtler; pejmürde kılıklı.

            Gürcüler; makul.

            Azeriler; kuşkucu.

            Ermeniler; yetenekli.

            Araplar; vahşi idi.

General Harbord'un raporu Türkler hakkında beklenmedik olumlu nitelemelerle doluydu. Örneğin; bölgedeki Amerikan misyonerleri Ermenileri değil; sempatik, tembel ama zevk düşkünü Türkleri sevdiklerini söylemişlerdi.

Rapor ırk temelinde akraba olmalarına rağmen Ermeni ve Kürtlerin birbirlerinden nefret ettiklerini belirtiyordu.

Harbord'u etkileyen; ister Türk, ister Ermeni, ister Kürt olsun bölgede yaşayan insanların tümünün yoksulluğu, perişanlığı, açlığı oldu. Her milletten ortada kalan yetim çocukların durumları yürek parçalayıcıydı.

Doktor ve ilaç bulunmayan bölgede sadece tifüsten ölen Türk askerlerinin sayısının 600 bin civarında olduğunu bildiren Harbord, raporunda; ölüm oranındaki çokluğa, açlık ve yetersiz sağlık koşullarının büyük etkisi olduğunu yazdı.

Kuşkusuz General Harbord raporunda Ermenilere yapılan büyük kıyımlara da değindi. Ancak bunun yanında Ermenilerin yaptığı katliamlardan da bahsetti. Raporunda, Ermenilerin yaptıklarını anlatan gözü yaşlı Kürtlerin sözlerine yer verdi. Heyet incelemeleri sonunda, Türkler ile Ermenilerin yüzyıllarca bir arada, barış ve güvenlik içinde yaşamış oldukları görüşüne yer verdi. Ayrıca, Türklerin Ermenilere karşı herhangi bir şekilde soykırım hazırlığında bulunmadıklarının altını çizdi. Rus sınırında yığınak yapılmış olduğu ve Erzurum civarında sivil halkın Ermenilere saldırıya hazırlanmakta olduklarına ilişkin en ufak bir kanıta rastlanmadığı da raporda belirtildi. Tam tersine, sınır bölgesindeki Türklere sınırı aşmamaları için çok sıkı emirler verilmiş olup, buna karşılık, isteyen Ermenilerin, Türk Ermenisi olduklarını kanıtlamak şartıyla Türkiye'ye girişlerinin serbest bırakıldığını gözlemlerine dayanarak yazdılar. Ermenilerin bir bölümünün evlerine döndüğü, mülklerini yeniden edinmeye başladıkları, hatta bir bölümünün geçmiş zaman için kira almaya başladıkları da raporun tespitleri arasındaydı. Bölgedeki nüfus meselelerine de değinen General Harbord raporunda, bir iki yer dışında Ermenilerin çoğunluk oluşturmadıklarının altını çizdi. Ermeni sorununun Ermenistan'da çözülemeyeceğini belirten rapor, Osmanlı ve Rusya'nın nasıl tepki göstereceklerinin önemli olduğunu vurguladıktan sonra; biri Ermenistan'da diğeri Anadolu'da "iki Ermeni mandası" kurulabileceğini ancak bunun da ekonomik olmayacağını öngörüyordu.

Sivas'ta Mustafa Kemal'le de görüşen General Harbord, raporunu ABD Senatosu'na ne zaman sundu dersiniz:

24 Nisan 1920'de! Yani her yıl dünyayı ayağa kaldıran sözde "Ermeni Soykırımı" günü.

Başkan Obama bakalım, hangi 24 Nisan'ın gerçeğine inanacak? Diasporanın politik söylemlerine mi, yoksa vatandaşı General Harbord'un raporuna mı?..

 

Obama'yı zor günler bekliyor

ABD'nin 28. Başkanı Thomas Woodrow Wilson da Barack Obama gibi dünyada olumlu rüzgárlar estirmişti. Ancak birçok insan daha sonra Wilson'un kendilerini aldattığını anladı. Bakalım Obama'nın akıbeti ne olacak?



[[ Efrasiyap Gemalmaz'ın Sayfası
]  
[ Özgeçmiş ]   [ Yayınlar
]  
[ Dilbilimi
]