Dil bilimi, genel anlamıyla, önce her tür ve her düzeydeki dilleri araştıran ve inceleyen, bu dillerle ilgili genelceleri bulmaya çalışan, bu yolda yöntemler geliştiren bilim dallarının ortak adı olarak alınmıştır. Bu bilim dalının en önemli özelligi, buyurucu degil, belirleyici olmasıdır. Daha somut bir örnekle açıklarsak; bir hekim için, anatomi bilimi neyse; bir dil ögreticisi için dil bilimi de odur. Bilindigi gibi anatomi bilimi de buyurucu degildir ve olamaz. O, organların yapılarını, yapı ilişkilerini, görev ve işlevlerini inceler, saglıklı ve saglıksız durumlarını belirler. Hekimlik bilgisi ise buyurucudur; saglıksız vy kusurlu sayılan bir durumun düzeltilmesi için zamana ve şartlara göre yapılması gereken şeyleri buyurur. Hekim de bu buyrukları yerine getirmeye çalışır.
Dil bilimci, belli bir kullanım alanı ve düzeyi için, belli bir dili vy dilleri inceler; bu dilin vy dillerin ifade inceliklerini belirlemeye çalışır; söz konusu dili vy dilleri gerektiginde başka dillerle karşılaştırır; gerekiyorsa belli bir dilin ifade gücünü artırmanın yollarını göstermeye çalışır. Dil ögreticisi, dil bilgisi ögretmeni ise, belli bir dilin benimsenmiş kurallarını belletmeyi ve uygulatmayı görev edinmiştir; onun için olandan çok, olması gereken önemlidir. Nasıl hekimlik bilgisi, anatomi biliminin uygulama alanlarından biriyse, dil bilgisi de, dil biliminin uygulama alanlarından birisidir. Canlılarla canlı sayılabilecek varlıklar (örn.: insan - makina) arasındaki iletişim kuralları, her makinanın "kullanım kılavuzu"nda gösterildigi gibi; canlılarla cansızlar (örn.: insan - fizikoşimik dünya) arasındaki iletişim kuralları da çeşitli bilim dallarının "uygulama kaynakları"nda ele alınır. İnsanla insan arasındaki iletişim kurallarının sözlü, özellikle sözlü dil üzerine kurulmuş yazılı bölümü ise "dil bilgisi çalışmaları"nın konusunu oluşturur.
Dil bilimi konusunda yeteri kadar bilgisi olmayan dil bilgisi uzmanları için, dil, bütün etkinlikleriyle büyülü bir varlık görünümü kazanır. Bazıları onun canlı olduguna inanır. Bazıları, onu ulus olmanın tek ve yeterli şartı sanır. Hal bu ki, dil, büyülü degil, büyülemek için de kullanılan bir araçtır. Canlıların en belirgin özelligi, dogmak, yaşamak ve ölmektir. Dil ise, dogmaz; yapılır; ona, kullanıcılarının müdahale hakkını, aralarındaki iletişimin ihtiyaçları belirler. Yaşamak ise, dil için, kullanımda olmak demektir. Dil, ölmez de, ama aşırı müdahalelerle bir ölçüde bozulabilir. Yine de, dil, insan oglunun kullandıgı takımlar arasında yapma ve bozma özelligi en fazla olanlarından biri olmasına ragmen, en az bozulanı ve onarımı en kolay olanlarından biridir de. Dil için ölmek, kullananları belki öldügü için, kullanımdan kalkmış olması demektir. O halde dil canlı da degil; canlılar arası iletişimi saglamakta kullanılan bir araçtır.
Dil birligi, ulus olmak için yeterli degil; ulus olarak kalmak için gerekli şartlardan biridir. Tarihin akışı içerisinde çeşitli sebeplerle oluşan sosyokültürel şartlar bazan degişik dilleri kullanan insanları birlikte yaşamaya zorlar. Birlikte yaşayan insanlar, biribirleriyle kaynaşarak ulus olmayı amaçladıklarında ortak bir dili de benimserler. Bazan bir yabancı dilin inceliklerini ana dilimizden, kültürünü kendi öz kültürümüzden daha iyi ögrenmiş olmamıza ragmen, o dilin ve kültürün sahibi olan ulustan olamayız. Çünkü, dili ve kültürü edinmek akıl işi, kendisini bir ulustan hissetmekse gönül işidir.
Dil bilimi konusunda yeteri kadar bilgisi olmayan dil bilgisi uzmanları için, dilin ögeleri şekil olmaktan kurtulup asıl görevleri olan anlam taşıma düzeyine ulaşmakta güçlük çekerler. Bunlar için,
"Ders+//+i+ñ+i çalış-//-t+ı+//+ñ mı sınıf+//+ı+ñ+ı
geç-//-ecek+//+sin."
cümlesindeki
"çalış-//-ır+//-sa+ñ"ın eşdegeri "çalış-//-t+ı+//+ñ
mı", "çalış-" eyleminin "görülen geçmiş zamanının
2. teklik kişisinin soru şekli"dir.
"Ev+//+den gel-//-i+yor+//+um."
"Ögren-+ci+//+ler+i+m+den bir+//+i+n+i gör-//-d+ü+//+m."
"Kahve+//+ø+ñ+iz+den bir+//+i+si iç-//-miş."
"Ben+//+den büyük+//+sün+üz."
.......
cümlelerindeki "+den" eki, "ablatif/ayrılma/ / /den/ vs. hali" ekidir.
Bunlar "gel-//-me-//+m" , "gel-//-me-//+yiz" çekimli şekillerinde "geniş zaman" ekine ne oldugunu açıklayamazlar. "okul çanta+//+sı"ndaki "+sı"yı, bir zamanlar benim de yaptıgım gibi, "iyelik 3. teklik kişi eki" sanırlar.
Bunlar için,
"Bu kitab+//+ı sen de oku-//-muş+//+sun+dur."
cümlesindeki "+dur" eki "bildirme 3. teklik kişi eki"dir ve İngilizcedeki "is"in, Fransızcadaki "est"nin, Almancadaki "ist"in karşılıgıdır.
Bunların önemli bir kesimi "ses"le "harf"i ayıramazlar. Bu yüzden, yazı devrimimizin başlıca nedeni olarak, bin yılı aşkın bir süre Türkçeyi yazmakta kullanılmış Arap harflerinin Türkçenin seslerini karşılamakta yetersiz oldugunu ileri sürer; gerçekleri araştırmayı düşünemezler. Bunların yazdıklarında "sesli harf" ve "sessiz harf"ler vardır. "sagır kef", "nazal nun", "geniz 'n'si"; "gırtlaklı/bogazlı/hırıltılı hı" gibi ne ifade ettigi açık olmayan ses bilgisi terimleri kullanılmıştır.
Bunlar, Türkçemizdeki ses uyumlarının oluşma sebeplerini, bu uyumların
dilimize ne kazandırıp, ne kaybettirdigini açıklayamazlar. Hatta, bu uyumları
dogru dürüst tarif bile edemezler. Uyum, benzeşme ve aykırılaşma, bunların
verdikleri tariflerde biri birine karışmış bir durumdadır. Yazım için veya
konuşma için gerekli olanı ayıramazlar.
Bunlar, ana dilimiz oldugu için kolay ögrendigimizi sandıgımız Türkçemizin,
dünyanın ögrenilmesi en kolay dili oldugunu ileri sürerler. Ana dili bir
başka dil olan bir yabancının, kendi yazdıkları eserlerden Türkçe ögrenirken
çektigi zorlukları kavrayamazlar. Yazımda, satır sonlarındaki tirelemeyi
(kelime bölmeyi), seslendirmeyi esas alarak tarif ettikleri için, harfler
arası ilişkiler üzerine kurulması gereken, kelime işleme (word processor)
programlarının tireleme alt programlarının Türkçeye uyarlanmasında, tariflerinin
bir işe yaramadıgını bilemezler.
Dil bilgisi çalışmalarımız genelde başka dillerle ilgili çalışmaların dilimize birer uyarlanması şeklinde gerçekleştirilir. 20. yüzyıla kadar Batıda da durum böyleydi. Bu yüzden, Türkçede bir fiil çekiminin varlıgını tartışmak yerine, bir fiil çekimi tablosu oluşturmak, ve bir çeşit şimdiki zaman olan "gel-//-mek+te+//+yim ..." gibi kuruluşlara bu tabloda yer vermemek bütün dil bilgisi kitaplarımızın ortak yanıdır.
Egitim sistemimiz bilim alışkanlıgı kazandırmaktan çok bilgi yıgdırmaya yatkın oldugu için, dil bigisi kitaplarımız da genelde biribirlerinden aynı yanlış ve eksiklikleri almayı sürdürürler. Hiçbirimiz sormayız; Kaşgarlı'nın Divanü Lügat-it-Türk'ünde, madde başı olarak eylemlerin niçin "görülen geçmiş zaman 3. teklik kişi"leri alınmıştır da (örn.: aldı, gitti, öldü, vbg.), Dil Kurumumuzun Türkçe Sözlük'ünde bunlar "mastar" şekilleriyle verilmiştir (örn.: almak, gitmek, ölmek, vbg.)? Farsça vy Arapça tamlamaların günümüz yazımında içlerinde bulundurdukları "-" işaretlerinin hikmeti ne ola (örn.: Farsça : Servet-i Funun, ruy-i zemin; Arapça : Divanü Lügat-it-Türk vbg.)? Neden cümleler, dize başları, özel isimler büyük harfle başlatılır?
Neden yazı çeviriminde (transliterasyonda) ya da yazıya geçirmede (transkripsiyonda)
ötümsüz art damak sızıcısı "
"
«hı», altı çanaklı bir "h"
'
' ile, neden ötümsüz
art damak patlayıcısı "
"
«qaf», altı noktalı "k"
'
' ile gösterilir?
Dilbilgimizin degişik konularıyla ilgili verdigimiz bu örnekleri, ciddi bir araştırma ile daha da artırabiliriz. Ancak, konumuz, dil bilgisi araştırmaları yapılırken dil biliminin önemini belirtmek oldugu için bu örneklerin yeterli olacagını sanıyorum.
Kültürümüzün taşıyıcısı olan Türkçemizi daha iyi tanıyıp ögrenebilmemiz ve ögretebilmemiz için, üniversitelerimizdeki Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde dil bilimi derslerinin -dil bilimi tarihi degil- okutulması kaçınılmazdır. Dil bilimi dersleriyle desteklenecek olan dil bilgisi derslerini alan ögrenciler, ileride, bilgilerini geliştirip dilimiz üzerinde düşünecek, birçok soru sorup dogru cevablarını bulacak, daha saglıklı, daha yararlı dil bilgisi çalışmalarının gerçekleştirilmesine katılabileceklerdir.
YAZIYA GEÇİRME (TRANSCRIPTION)
ve
YAZI ÇEVİRİMİ (TRANSLITTERATION)
Efrasiyap GEMALMAZ
Bütün dogal diller, konuşma dili olarak yapılmışlardır. Dünya üzerinde iki insan varken aralarında kullandıkları bir konuşma dili oldugunu ileri sürersek pek yanılmış olmayız. Günümüzün en gelişmiş toplumlarının bile iletişimlerinde daha çok konuşma dilini kullanmaları, yazı dilinin çok özel ihtiyaçlar için kullanılması, konuşma dilinin yazı diline önceliginin en açık kanıtıdır. Kaldı ki, bir konuşma dili için bir yazı diline kaynak olmak çok seyrek karşılaşılan bir durumdur. Tarih boyunca, sayısız konuşma dili bir tek çizik bırakmadan başka dillerin içerisinde eriyip gitmiştir.
Yazının bulunuşu, insanların çok sınırlı diyebilecegimiz ömürlerini ve emeklerini bir ölçüde biribirlerininkine eklemelerini saglamıştır. Böylece, insanlar edindikleri bilgi ve becerileri; oluşturdukları kültürleri konusunda hem çagdaşlarına hem de soylarına yeterliligi tartışılır da olsa birşeyler ulaştırmanın yollarından birini açmayı başarmışlardır.
Yazı, belki, önce, resim yapmakla, yani oldukça somut bir şekilde başlamış, daha sonra günümüzden birkaç bin yıl önce bugünki soyut yapısına ulaşmıştır.
Gelecekte kendimiz için kullanmak veya başkalarına ulaştırmak istedigimiz
bilgilerden ve düşüncelerimizden gerekli gördüklerimizi yazıya geçirir
veya geçirtiriz. Her yazı dilinin temelinde bir konuşma dilinin bulundugunu
daha önce belirtmiştik. Konuşma dili, varlıklardan ve bunların oluş ve
kılışlarından soyutlama yoluyla edindigimiz kavramları ve kavram ilişkilerini
karşılamak üzere sesli işaretlere sahiptir. Kolayca anlaşılacagı gibi,
kendileri de birer varlık oluşturan bu işaretlerin sayısı, ulaşabildigimiz
kavram ve kavram ilişkisi sayısıyla sınırlıdır. İlkel bir yazı oluşturmak
için her kavram ve kavram ilişkisine bir işaret belirlemek yetişir. Ancak,
zamanla, insanın soyutlama yetenegi, birer varlık olarak kavramlaştırdıgı
bu sesli işaretlerden ayrıca heceleri ve daha sonra da sesleri soyutlayabilmiştir.
Böylece, hece ve giderek ses kavramına ulaşan insan oglu her hece veya
her sese birer işaret verebilmenin mümkün oldugunu görünce, hece ve ses
yazılarını geliştirmiştir. Özetlersek, üç çeşit yazıya geçirme yolu açılmıştır:
1) kavram yazısı, 2) hece yazısı, 3) ses yazısı. İster
kavramın, ister hecenin, ister sesin yazıda gösterilmesinde kullandıgımız
işaretlerin her birine "harf" diyoruz. Şunu belirtelim ki,
gözle algıladıgımız görüntülü işaretler, kulakla algıladıgımız sesli işaretleri
bire bir göstermek zorunda degildir. Ses dünyasının şartlarıyla görüntü
dünyasının şartları degişik oldugu için degişik iletişim kodları
ve olukları (canal) oluşmak zorundadır. Bir heceden daha küçük anlamlı
veya görevli ses üretemedigimiz gibi, bir harften daha küçük anlamlı ve
görevli bir yazı işareti de üretemeyiz. Örneklendirirsek, Türkçede 1. teklik
kişiyi işaret etmek için "ben" / "men" / "pin"
/ ... vs. diyebiliriz. Bunları yazıda degişik font, punto,
stil,
renk,
düzen,
vs. kullanarak "ben" / "pen" / "ben" / "ben"
... vs. şekillerinde üç hafle yazabildigimiz gibi "bn" / "BN" / "bn"
/ ... vs. şekillerinde iki harfle de yazsak okuyan için bir
güçlük çıkarmaz. Görülüyor ki, konuşma sırasında anlamı taşımak için bir
dudak sesi ve bir burun sesi yeterlidir. Ancak, bu iki ünsüz ses bir ünlü
ses olmadan hece oluşturamazlar. Yazıyı konuşmaya çevirirken, yani sesli
okurken, nasıl font, punto, stil, renk, düzen,
noktalama
vs. dinleyen tarafından algılanamıyorsa, konuşmayı yazıya dökerken, yani
yazarken de jest, mimik, tonlama, vurgu, vs.
yazıya bütün inceligiyle aktarılamadıgı için okuyan tarafından tam algılanamaz.
İşe, konuşmanın (çeşitli ses uyumları, işaretsiz morfemler, vs.) ve yazı
yazmanın (gösterimi gereksiz görülen harf ve işaretler, okunuşsuz morfemler,
vs.) kendilerine özel, dilin yapısından, kodlamadan ve oluktan kaynaklanan
tutumlulukları (économie) da karışınca bu iki yapı biribirinden uzaklaşır.
Dil yetimiz bu uzaklaşmayı bir ölçüde gidermek için araya girmek zorundadır.
Görülüyor ki, bir dilin konuşma kurallarıyla yazım kuralları zaman zaman
biribirlerine yaklaştırılmak istense de bunlar sürekli olarak biribirlerinden
uzaklaşmak egilimlerini sürdürmek zorunda kalacaklardır. Bu yüzden bir
konuşmayı iki türlü yazıya geçirmemiz mümkün olmaktadır:
Bazan bir alfabeyle yazılmış bir yazıyı başka bir alfabeyle yazmak gerekebilir.
Bu işleme yazı çevirimi (traslittération) diyoruz. Yazı çevirimini
gerektiren durumlar çeşitlidir: Ya, bir metni, okumasını istedigimiz kimsenin/kimselerin
alışkın oldugu bir alfabeyle yazarak ona/onlara okuma kolaylıgı saglamak;
ya, degişik alfabelerle yazılmış metinleri ortak bir alfabeyle yeniden
yazarak onlar arasında çeşitli karşılaştırmaların yapılmasını kolaylaştırmak;
ya, bir araştırmaya yazım bütünlügü kazandırmak gibi amaçlarla yazı çevirimine
baş vururuz. Yazı çeviriminin de iki türü vardır:
SESLERİN AÇIKLIK DERECESİ
(Alm. Öffnungsgrad, Frn. aperture, İng.
opening)
Bir dilin seslerinin; özellikle çene açısının, dil yüksekliginin, ses kirişlerinin, damak perdesinin vbg hareketleriyle oluşturulan ses yolundaki gerilme, açılma, daralma ve kapanmaların nitelik ve sürelerine baglı olarak sınıflandırılması. Aşagıdaki tabloda Türkçenin seslerinin açıklık sırasına göre tasnifi yapılmaya çalışılmıştır. En az enerji sarfı yasasına göre, dilin (/ lehçenin vy agızın) genel fonolojik egilimlerine baglı kalmak şartıyla ve bir anlam engeli oluşmadıgı sürece, ünlüler ve ünsüzler bir tür aşınmaya ugrayarak biribirlerine yaklaşma ve sonuçta düşme egilimi gösterirler.
SES YOLU


KÖKTÜRK YAZISI İÇİN
YAZI ÇEVİRİMİ ALFABESİ

DERİN YAPI (DEEP STRUCTURE) İLİŞKİLERİNİN GÖSTERİMİNDE
KULANILACAK BİR YÖNTEM:
"OKLAMA"
Bir dildeki anlam ve görev ögeleri, hangi düzeyde olursa olsun, biribirleriyle ikişer ikişer tamlayan ve tamlanan ilişkisi içerisinde bulunurlar. Oklama yönteminde tamlayan (belirten vy niteleyen) ögeden tamlanan (belirtilen vy nitelenen) ögeye dogru bir açık ok yönlendirilir. Bu ilişkilerin bazıları art zamanlı olarak sadece sıra ilişkisine dönüşmüş vy kalıplaşmış olabilir. Sıra ilişkileri kapalı bir okla gösterilir. Kalıplaşmış yapılar ise bir bütün olarak alınır. Aşagıda az da olsa bu yöntemi açıklayıcı birkaç örnek veriyoruz.

Bu yöntem dil ögreniminde diller arası karşılaştırmalarda da kullanılabilir. Bilindigi gibi, biraz dil bilgisi ve sözlük ögesi bellemek bir dili bir ölçüde anlamaya yardım edebilir. Ancak, bir dilde anlatabilmek o dile ait anlam takımlarını kavramakla ve yerinde kullanmakla mümkündür. Aşagıda, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve Türkçe arasında yapılan bir karşılaştırma örnegi verilmektedir. Örnek İngilizce cümle, Prof.Dr. Ziya YURTTAŞ'ın "Integrated English Reference Notes (Erzurum 1999)" adlı kitabından (sayfa: 2) alınmış ve tarafımızdan adı geçen dillere çevrilmiştir. Rusça örnek -internet'te Kiril harflerinin latin harfleri arasında görüntülenme güçlügü sebebiyle- ayrıntılara girmeksizin Kiril harflerinden latin harflerine yazı çevirimiyle verilmiştir.
İngilizce : I
go to
school every
day in the morning at 8 o'clock
with my friends
by bus.
Almanca :
Ich fahre zur Schule
jeden Tag am Morgen
um 8 Uhr
mit meinen Freunden [zusammen] mit dem Autobus.
Fransızca :
Je vais à l'école
chaque jour le matin
à 8 heures
avec mes amis
en autobus.
Rusça
: [YA] ezju v
şkolu
kajdıy den' utrom
v vosem' çasov s moimi druz'yami
na avtobuse.
Türkçe :
Giderim okula
her gün sabah
saat 8 de
arkadaşlarımla [birlikte]
otobüsle.
Aşagıda görüldügü gibi, anlam takımları numaralanmış ve bu numaralar çözüm şemasına taşınarak takımlar arasındaki derin yapı ilişkileri gösterilmiştir.


Ancak bu dizimde, Türkçenin de uymakta büyük bir dikkat gösterdigi "anlam vy görev / ulam (kategori) degiştiren öge işaretlenir" şeklinde ifade edecegimiz bir dil genelcesine uyulmadıgı gözlenir. Şöyle ki, niteleyen öge durumunda olan tamlayan isim, sıfat ulamına geçtigi halde işaretsiz kalmaktadır. Bir dilde eksiltili yapıların bulunması dogal karşılandıgı için bunda garipsenecek bir durum yoktur. Ancak, ulam degiştirmeyen yani isim ulamında kalan tamlanan isim "/+TA+/ > */+TI+/ > /+sI+/ > /+zI+/ > */+rI+/ > */+yI+/ > /+øI+/ > /+øø+/" (P. N. BORATAV; "III. Index morphologique"; PhTF; cilt: 1, sayfa: 796; madde: +ï / +i , +sï / +si : possessif 3e sg., ... ) tamlanan ekiyle işaretlenmektedir.
Türkiye Türkçesinden bir örnekle açıklamak gerekirse:
kuruluşunda, asıl söylenmek istenilen «çanta» dır. /okul/ genel ismi (İ2), /çanta/ genel ismini (İ2) tür olarak nitelediginden artık bir çeşit işaretsiz /+ø+/ (+nyn) ekiyle yapılmış niteleme sıfatı (S2) sayılmalıdır. (Derin yapı ilişkileri konusunda bk. E. GEMALMAZ; "Türkçede İsim Tamlamalarının Derin Yapısı" Ata. Üniv. Türkiyat Araşt. Enst. Der.; Sayı: 4, sayfa: 165-172)

Bu durum, Türkçemizin, vaz geçilemez ve düzeltilemez bir kusurudur. Bu kusur kullanımda bize zorluk çıkarsa bile, dilimizde bir güzellik beni (frn. grain de beauté) gibidir.
Diger bir dil genelcesine göre de, "diller başka dillerden oluş
ve kılışları karşılayan sıfat, zarf ve fiillerden
çok nesneleri karşılayan isimleri alabilirler.".
Yukarıda söz konusu ettigimiz bu kusur yüzünden, başka dillerden aldıgımız
dil ögeleri arasında, özellikle Farsça ve Arapçanın kurallarına göre yapılmış
belirtisiz isim tamlamalarının çoklugu eski metinlerde dikkati çekecek
kadar çok olmuştur (örn.: frs. derd+i+dil, ru+yi+zemin, bu+yi+vefa,
...; arp. dar+ü+l+fünun, taht+e+l+bahr, beyn+e+l+milel, hıfz+u+s+sıhha,
... vbg.). Başka dillerden sıfatlar alınmış (örn.: arp. asîl, denî,
enfes, ...; frs. şirin, düşvar, nevmid, ... vbg.), başka dillerin
kurallarına göre sıfatlar yapılmıştır (örn.: frn. "société"
trk.
"sosyet+ik"
frn.
"de haute société"). Yine özellikle, Arapça da sıfat yapan nisbet eki /+î/
(örn.: ilm+i araştırma, fiil+i durum, ticar+i ortam, din+i inanış, ...
vbg.) vy özleştirme ile kullanımı artan /+sAl/ ve /+Al/ (örn.:
para+sal durum, din+sel davranış, kır+sal kesim, san-+al ortam, ... vbg.)
ekleri, Türkçede, bu sözü edilen yapının yerini almak üzere yaygın kullanımlar
kazanmışlardır. Bazan bu yapıdan kutulmak için çeşitli sıfat yapma yolları
denenmiştir (örn.: kış+lık elbise, resim için çerçeve ... vbg.). Bazan
da, kararsız davranışlar sonucu, tutarsız yapılar yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Söz gelişi, günümüzde, STT'ni kullanan yayın organlarında:


Halbuki, «eski» olan, «dış işleri bakanı» dır; ne «bakan» dır ne de «dış işleri» dir. Örnek (1) de; «bakan» ın birincil tamlayanı «dış işleri» dir ve «dış işleri» ni karşılayan /dış işleri/ isminin sıfata dönüştügünü gösterir bir işaret (ek vy edat) dizimde yer almamaktadır. Buna ragmen, İkincil bir tamlayan olan «eski», birincil tamlayan «dış işleri» ile tamlanan «bakan» arasına sokulmaktadır. Örnek (2) de ise; /eski/, /dış işleri bakanı/ nın degil, /dış işleri/ nin sıfatı olarak yer almaktadır.
Kullanımları gittikçe yaygınlık kazanmakta olan
...
Örneklerdeki "," ler tonlama ve vurgulamayı belirtmek için konulmuştur.
Olagan yazımda; baglam, tonlama ve vurgulama konusunda açıklık getirecegi
için, bu "," lerin yer almaları gereksizdir.